Yunanca’da “Ίμβρος Imvros” olarak bilinen ve 1970’lere kadar İmroz adı ile anılan Gökçeada, Türkiye’nin en büyük adası olmasının yanı sıra tatlı su kaynakları dünya üzerinde kendisine yetebilen 4 adadan biri olma özelliğini taşıyor. Gökçeada hakkında sayısız rivayet ve söylenti olsa da Yunanca adı olan İmvros’un anlamı aslında tam olarak adanın karşılığını veriyor. İmvros kelime olarak bolluk tanrısının diyarı anlamına geliyor. Gökçeada veya eski adıyla İmroz, 1970’lerde Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin gerilmesi ile büyük bir mübadele sürecinin yaşandığı, tarih boyunca önemli bir kültüre sahip kendine yetebilen ender adalardan bir tanesi.

İmroz’da Tarihin Ayak İzleri

Yeni Bademli Höyüğü havadan görünüm (Kaynak: www.gokceada.bel.tr)

İmroz, tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığı gibi son yıllarda yapılan arkeolojik araştırmalarla da Tunç Devri’ne kadar uzanan eski yerleşimlerin ve kolonilerin izlerinin bulunduğu önemli tarihi merkezlerden biri. Erken Tunç Çağı‘nda ilk yerleşimin yapıldığı düşünülen Yeni Bademli Höyüğü’ndeki araştırmalara bugün halen devam ediliyor. Yeni Bademli Höyüğü‘nde bulunan en eski tarihi eserler erken tunç çağında üretilen kaplar ve gündelik eşyalardan oluşuyor. Ancak bu höyüğün geçen yüzyıllar boyunca meydana gelen deprem ve sel gibi doğal afetlerle katman katman farklı tarihi yapılara sahip olduğu biliniyor. Son yerleşimlerin dünya üzerindeki diğer arkeolojik ve antik kentlerin aksine savaş sonucu değil, yaşayanların kendiliğinden daha büyük metropollere göç etmesi sonucu boşaltıldığı düşünülüyor. Tarih boyunca çok sayıda korsan akını ile karşılaşan İmroz’da denizden uzağa ve yüksek tepelere konumlandırılmış 3 kale bulunuyor. Bunlardan ikisinin kalıntıları bugün hala Kaleköy ve Dereköy’de izlenebilmekte.

İmroz’un belki de keşfedilmesi gereken daha pek çok tarihi özelliği bulunuyor, ancak bunlardan en çok bilineni kral mezarları olarak bilinen ve Kefaloz koyuna giderken yol üzerinde bulunan yontma taş mezarlar. Mezarların ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı ve ne zaman açıldığı bugün hala merak ediliyor olsa da adadaki medeniyetlerin yüzyıllar içerisinde bıraktığı ender eserlerden biri.

Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ile olduğu kadar su altında da bir tarih barındırıyor dersek İmroz için hataya düşmüş olmayız. Birinci Dünya Savaşı boyunca İngiliz ordusunun komutanı General Hamilton’ın yaralı birliklerinin tedavisi için sahra hastanesi ve keşif uçakları için havalimanı olarak kullandığı bölge olan İmroz adası, özellikle Kefaloz bölgesinde Türk ordusunun top atışlarıyla batırılmış batıklarıyla da su altında önemli bir tarihi barındırıyor. Yaklaşık 14 kilometrelik top atışlarıyla hedefi bulan Türk topçusunun bu atışlar için kullandığı tek top, bugün hala Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi‘nde sergilenmekte.

Bir Şelale, Bir Tuz Golü, 3 Yapay Gölet

Marmaros Şelalesi’nden bir kare

Yanlış okumadınız, bu saydıklarımızın tamamı Gökçeada‘da bulunuyor. Bir ada için oldukça fazla değil mi? Gökçeada sayılamayacak doğal güzellikleriyle özellikle yaz aylarında adaya gelenler için keşfedilmeyi bekleyen bugün belki de Türkiye’nin en bakir noktalarından biri. Marmaros‘ta bulunan şelale, yaz aylarında suyunun azalmasıyla kuruma noktasına geliyor olsa da Marmaros bölgesinde bulunan gür ormanların içerisinde tamamen tabiatla başbaşa bir doğa yürüyüşüne kim hayır diyebilir ki. Adanın güney doğusunda yer alan Kefaloz koyunda deniz ile arasında 35-40 metrelik mesafe bulunan Tuz Gölü ise yaz aylarında göçmen kuşların göç yollarında bulunması nedeniyle kuşlar için doğal bir yaşam alanı. Özellikle mart sonunda havaların ısınmaya başlaması ile birlikte adaya gelen flamingoları bir dürbün aracılığı ile izleyebilmek, tarihimizde allı turna olarak bilinen bu kuşların yaşamlarına ortak olmak büyük bir keyif.

Doğa Sporları mı demiştiniz?

Doğa yürüyüşü ya da bisiklet tutkunu musunuz veya motosikletinizle hiç gidilmemiş yerler keşfetmek, biraz temiz havada kimsenin sizi bulamayacağı koylarda denize girmek mi istiyorsunuz? İşte bu ütopik ortam Gökçeada’da sizi bekliyor. Trafik ışığı, korna gürültüsü, banka kuyrukları ve bir yerlere yetişme sendromu olmaksızın dinlenmek ve kafanızı dinlemek, kendinize gelmek için ideal olan ada, doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için sayısız parkuru da meraklılarına sunuyor. Çok sayıda patika, tırmanma parkuru bulunan Gökçeada’yı gezerken adada yetişen kekiklerin ve diğer doğal bitkilerin kokusu sizi cezbedebilir, adanın dört bir yanında bulunan dut, karadut ve böğürtlen meyvelerini dalından yiyebilirsiniz.

Kendinizi engin gökyüzündeki yıldızlarla başbaşa hissetmeye ne dersiniz?

Gökçeada’nın yapay ışık kaynaklarından uzaklaştıkça zifiri karanlığa bürünen onlarca noktasından en önemli olanı Yıldız Koyu. Yıldız Koyu, gece saatlerinde hava da açık olduğunda mükemmel bir atmosfer görünümüne sahip oluyor. Yapay ışık kaynaklarından arınmış bu koya havanın açık olduğu bir gecede gittiyseniz milyonlarca yıldızı bir arada görebilir ve her dakika bir başka kayan yıldızı izleyebilirsiniz. Hobileriniz arasında fotograf çekmek de varsa Yıldız Koyu, Gökçeada’da ıskalamamanız gereken en değerli yerlerden biri. Denize de girebileceğiniz Yıldız Koyu’nda Türkiye’nin ilk sualtı milli parkı bulunuyor. Yaz aylarında bu park alanında kurulan dalış kursları ve sualtı gezileri ile parkı gezebilmeniz de mümkün.

Yorumunuzu Yazın

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır, lütfen tüm alanları doğru şekilde doldurunuz.